Dişi olmak tüm familyalarda ortak bir kader mi? Eğer kadınsan her ne iş yaparsan yap, her nerede olursan ol genlerine kodlanmış görevleri kusursuz biçimde yerine getirmen istenir….
İş hayatının içindesindir, fakat günlük ev işleri yine senin üzerinden yürür; dostların onlarla olmanı bekler; sevgilin-kocan seni yanında ister, yatakta ister; çocukların senin ilgini bekler; patronun toplantı raporlarını ister ağzından köpükler saçan bir canavar gibi; herkes bir şeyleri senin yapmanı ister. Bir de “kendin” varsın, değil mi? Yoksun işte… Çoksun ama bir o kadar da yoksun; her yerdesin fakat hiçbir yerde…
İş hayatının içindesindir, fakat günlük ev işleri yine senin üzerinden yürür; dostların onlarla olmanı bekler; sevgilin-kocan seni yanında ister, yatakta ister; çocukların senin ilgini bekler; patronun toplantı raporlarını ister ağzından köpükler saçan bir canavar gibi; herkes bir şeyleri senin yapmanı ister. Bir de “kendin” varsın, değil mi? Yoksun işte… Çoksun ama bir o kadar da yoksun; her yerdesin fakat hiçbir yerde…
Hayatı sorgulamak için düşünmeye, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırmaya vaktin kalmaz. Her şeyden önemlisi bir süre sonra “kendini” anlamaya vaktin kalmaz. Tanıyamazsın kendini zaman hızla akıp giderken. Kimileri bu düşünceleri bencillik olarak algılayabilir. Ama bunlar bencillik değil. Büyük çoğunlukla, biz kadınlar ailemiz ve tabii ki sevdiklerimiz için bir şeyler yapmaya hep amadeyizdir, genler işte… Ama biraz da kendimizi dinlemek, dinginleşmek isteriz.
Ama herkesin bitmek tükenmek bilmeyen istekleri karşısında, bizim bu isteğimiz erir, yok olur gider… Kadınlığın, hayatın devamlılığı olduğunu ve “kendi” sesimize kulaklarımızı tıkamamamız gerektiğini hiçbir zaman unutmasak keşke… Bir de hemcinslerimizin yaşadıklarını… cinsel istismar, fiziki saldırı, ruhsal baskılar gibi şiddetin her türlüsüne maruz bırakılan, itilip kakılan kadınlar.. Sanmayın ki; köyler kasabalar kadına şiddetin en yoğun yaşlandığı mecralar.
Durun durun!! Hemen şimdi, dikkatlice bakının etrafınıza… Kapı komşunuza bakın, gözlerinin ve kalbinin derinliklerine, her gün aynı bakkalda-markette karşılaşıp selamlaştığınız kadınlara bakın, toplu taşıma araçlarında kafanızı çevirin ve yanı başınızda oturan camlarda dahi kendisiyle göz göze gelemeyen kadınlara bakın…
Ama yalnızca bakmakla da kalmayın, görün ve hissedin… “Yarın ben de aynı şiddete maruz kalır mıyım?” diye düşünmeksizin bakın, bakacaksanız. Hissedecekseniz, hakkını verin ve sizin de içiniz sızlasın aynı acı ile. Ama çözümkar olun ve en önemlisi hiç değilse ulaşabildiklerinize ışık tutun…

