Bu Blogda Ara

18 Aralık 2011 Pazar

kadın olmak...

Dişi olmak tüm familyalarda ortak bir kader mi? Eğer kadınsan her ne iş yaparsan yap, her nerede olursan ol genlerine kodlanmış görevleri kusursuz biçimde yerine getirmen istenir….
İş hayatının içindesindir, fakat günlük ev işleri yine senin üzerinden yürür; dostların  onlarla olmanı bekler; sevgilin-kocan seni yanında ister, yatakta ister; çocukların senin ilgini bekler; patronun toplantı raporlarını ister ağzından köpükler saçan bir canavar gibi; herkes bir şeyleri senin yapmanı ister. Bir de “kendin” varsın, değil mi? Yoksun işte… Çoksun ama bir o kadar da yoksun; her yerdesin fakat hiçbir yerde…

Hayatı sorgulamak için düşünmeye, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırmaya vaktin kalmaz. Her şeyden önemlisi bir süre sonra “kendini” anlamaya vaktin kalmaz. Tanıyamazsın kendini zaman hızla akıp giderken. Kimileri bu düşünceleri bencillik olarak algılayabilir. Ama bunlar bencillik değil. Büyük çoğunlukla, biz kadınlar ailemiz ve tabii ki sevdiklerimiz için bir şeyler yapmaya hep amadeyizdir, genler işte… Ama biraz da kendimizi dinlemek, dinginleşmek isteriz.
Ama herkesin bitmek tükenmek bilmeyen istekleri karşısında, bizim bu isteğimiz erir, yok olur gider… Kadınlığın, hayatın devamlılığı olduğunu ve “kendi” sesimize kulaklarımızı tıkamamamız gerektiğini hiçbir zaman unutmasak keşke… Bir de hemcinslerimizin yaşadıklarını… cinsel istismar, fiziki saldırı, ruhsal baskılar gibi şiddetin her türlüsüne maruz bırakılan, itilip kakılan kadınlar.. Sanmayın ki; köyler kasabalar kadına şiddetin en yoğun yaşlandığı mecralar.
Durun durun!! Hemen şimdi, dikkatlice bakının etrafınıza… Kapı komşunuza bakın, gözlerinin ve kalbinin derinliklerine, her gün aynı bakkalda-markette karşılaşıp selamlaştığınız kadınlara bakın, toplu taşıma araçlarında kafanızı çevirin ve yanı başınızda oturan camlarda dahi kendisiyle göz göze gelemeyen kadınlara bakın…

Ama yalnızca bakmakla da kalmayın, görün ve hissedin… “Yarın ben de aynı şiddete maruz kalır mıyım?” diye düşünmeksizin bakın, bakacaksanız. Hissedecekseniz, hakkını verin ve sizin de içiniz sızlasın aynı acı ile. Ama çözümkar olun ve en önemlisi hiç değilse ulaşabildiklerinize ışık tutun…

pine-up kadınının meyyali




 Bu pine-up kadınlarının ilginç bir yanları yok mu? Resimde de (bir ortaokul öğretmeni edası ile: Şekil 1-A’da) gördüğümüz üzere hanımefendi efendi efendi oturmuş (öyle olduğu zannımızdır), bahriyeli olan sevdiceğine mektup yazıp, özlem zehrini yaymaya çalışmaktadır. Gelin görün ki, resimdeki hatun kişiden de görüleceği üzere, sadakatsizlik de diz boyu. Sadakatsizliğe meyyallin nedendir pine-up kadını?

bilim...

Batı toplumlarının egemen toplumsal paradigması olan İnsanı Üstün Gören Dünya Görüşü sadece değerlerden arındırılmış ve nesnel bilgiyi bilimsel kabul eder; bunun yanında halk arasında yaygın olan ancak bilimsel olarak kabul edilmeyen bilgi ya da yerel düzeyde uzun yaşam deneyimleri sonucu oluşmuş olan ancak bilimselliği tescil edilmemiş olan bilgi “akıl dışı”, “gayri meşru” ve “kabul edilemez” olarak nitelendirilir. Bilginin egemen biçimi olarak bilim, insanlara dış nesnel gerçekliği nasıl anlamaları gerektiğini de öğretir. İnsanı Üstün Gören Dünya Görüşü’ne göre, sadece meşru bilimsel bilgi, bizim dış nesnel gerçekliği anlamamızı sağlar; sadece bilim insanları uzman kişilikleriyle tek meşru bilgi türü olan bilimsel bilginin üreticileridir.

Bu anlamda, modern çağın bilim insanları Ortaçağın Katolik Papazları gibi, kendi kendilerine ayrıcalıklı bir konum atfederek, dokunulmazlık zırhına bürünürler ve kendilerini her türlü eleştiriden bağışık tutarlar. Bununla bağlantılı olarak, geniş kapsamlı olarak yorumlandığında, modern çağda bilimin gördüğü işlev, ortaçağda dinin gördüğü işlev ile aynıdır denilebilir: Egemen güç ve iktidar ilişkilerini meşrulaştırmak. Bilim insanları kendi kendilerini nesnel ve değerlerden arındırılmış olarak değerlendirirler. Nesnellik aslında modern çağda bilim insanlarının kendilerini eleştirilerden bağışık tutmak ve egemen iktidar ve güç ilişkilerini meşrulaştırmak için kullandıkları bir araçtan başka bir şey değildir.

Hakkımda

Fotoğrafım
Akademik hayattan bunalmış, çıkış yolu aramakta...